Brüksel'de "26'ya 1" Krizi
Kerem BATU
EDİTÖR
Giriş: 04.01.2026 - 23:39
Güncelleme: 04.01.2026 - 23:39
ABD'nin Venezuela'ya düzenlediği askeri operasyon ve Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun tutuklanması, Avrupa Birliği'nde (AB) diplomatik fay hatlarını hareketlendirdi. Brüksel, Washington'ın tek taraflı hamlesine karşı ortak bir ses çıkarmaya çalışırken, Birlik içindeki "aykırı üye" Macaristan bir kez daha sahneye çıktı.
AB üyesi 27 ülkenin dışişleri bakanları tarafından hazırlanan ortak bildiriye Budapeşte yönetiminin imza atmaması üzerine, açıklama "AB-26" formatında yayınlandı. Bildiri, ABD'ye "uluslararası hukuka dön" çağrısı yaparken, Maduro yönetimine de meşruiyet kapılarını kapalı tutarak zorlu bir denge politikası izledi.
AB Dış İlişkiler Servisi tarafından yayınlanan metinde Macaristan'ın imzasının bulunmaması, diplomatik kulislerde sürpriz olarak karşılanmadı. Viktor Orbán hükümetinin, Donald Trump ile olan yakın ilişkileri ve "ulusal egemenlik" konusundaki tutumu nedeniyle, ABD'nin operasyonunu eleştiren bir metne onay vermediği belirtiliyor.
Macaristan'ın bu tavrı, AB'nin dış politikada "tek ses" olma iddiasına bir darbe daha vururken, Washington'a "Avrupa tamamen arkanızda değil ama tamamen karşınızda da değil" mesajını verdi.

Geriye kalan 26 üye ülkenin (Almanya, Fransa, İtalya vb.) imzaladığı metin, diplomatik bir ip cambazlığını andırıyor. Açıklamada, Nicolás Maduro için "demokratik olarak seçilmiş bir cumhurbaşkanının meşruiyetine sahip değildir" ifadesi yinelenerek, diktatörlük suçlamalarına destek verildi.
Ancak AB, ABD'nin yöntemini (askeri müdahale ve lider kaçırma) zımnen reddetti. Metinde, Venezuela'nın egemenliğine saygı duyulması gerektiği vurgulanarak, "Çözüm, dışarıdan dayatma ile değil, Venezuelalıların öncülüğünde barışçıl bir demokrasiye geçişle olmalıdır" denildi.
Bildirinin en can alıcı noktası, ABD'ye yapılan hukuk uyarısıydı. AB ülkeleri, her koşulda Uluslararası Hukuk ilkeleriyle Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'na uyulması gerektiğini belirterek, BM Güvenlik Konseyi üyelerinin (ABD'yi kastederek) "özel bir sorumluluğu" olduğunu hatırlattı.
Bu ifade, diplomatik dilde; "Güvenlik Konseyi daimi üyesi olarak, diğer ülkelerin sınırlarını ihlal edemezsin, BM kurallarını çiğneyemezsin" anlamına gelen nazik ama net bir uyarı olarak yorumlandı.

ABD'nin operasyonu "narko-terörle mücadele" kılıfına sokmasına da değinen AB, suçla mücadele gündemine destek verdiğini ancak bunun sınırları olduğunu belirtti. Açıklamada, "Bu mücadele, uluslararası hukuk ile devletlerin toprak bütünlüğü ve egemenlik ilkelerine tam saygı gösterilerek yapılmalıdır" denilerek, suçlu yakalama bahanesiyle bir ülkenin işgal edilemeyeceği mesajı verildi.
Bildiride ayrıca, krizin insani boyutuna da dikkat çekildi. Tüm taraflara itidal çağrısı yapan AB, Venezuela'da tutuklu bulunan tüm siyasi mahkumların koşulsuz serbest bırakılmasını talep etti.
Son olarak, Venezuela'da yaşayan AB vatandaşlarının güvenliği için üye ülkelerin diplomatik misyonlarının koordinasyon içinde olduğu, olası bir tahliye veya acil durum planının masada olduğu aktarıldı.
Bu açıklama, Avrupa Birliği'nin Venezuela krizinde ne Rusya-Çin blokunun yanında ne de kayıtsız şartsız ABD'nin arkasında duracağını gösterdi. Ancak Macaristan'ın vetosu, Birliğin bu "üçüncü yol" stratejisinde bile tam bir bütünlük sağlayamadığını, Trump etkisinin Avrupa'nın içine kadar sızdığını kanıtladı.
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir