Türk Demokrasi Vakfı'nın "kaydı hayat" şartıyla parlamenter sisteme dönüş önerisi, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde tartışma yarattı.
Cemil Uçar
EDİTÖR
Giriş: 21.07.2026 - 14:20
Güncelleme: 21.07.2026 - 14:20
Yazılarıma uzak olanların hemen anlayamayacağı bir gerçekliğin, önümüzdeki yıllarda daha rahat anlaşıldığına inandığımdan yazmak gerektiğini düşünüyorum.
Daha önceki bir iki yazımda bu yazının gizli öznesi ve ülkemizin yaklaşık 45 yılına damga vuran teorisyenlerin başında gelen Bülent Akarcalı ve Mesut Yılmaz ile kurduğu Türk Demokrasi Vakfı, yine ülkemizin sıkıştığı sosyal ve siyasi krizin diplerinden çıkma fırsatı olan bir öneri hazırladılar.
Elbette ki bu sözü edilen beyefendi, yani Bülent Akarcalı’yı bundan 44 yıl önce Avrupa İnsan Hakları heyetinde "İşkenceleri Araştırma Komisyonu" üyesi olarak, Metris Askeri Cezaevi'ne geldiğinde tanımış ve tanışmıştık. O gün yani 1982 yılında henüz askeri cunta yönetimindeyken bana söylediği sözleri anlamam için üzerinden abartmıyorum on beş yılın geçmesi gerekmişti. Bu yüzden bu oligark beyefendinin sözleri ve kurguladıkları senaryolar üzerinde düşünmek gerektiğine inanıyorum.

Siyaset koridorlarında zaman zaman ezber bozan ve mevcut dengeleri sarsacak nitelikte radikal öneriler gündeme gelebiliyor. Bunların son örneği, Türk Demokrasi Vakfı heyetinin Nisan ayında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne gerçekleştirdiği ziyaretle somutlaştı.
Kamuoyunda geniş yankı uyandıran bu buluşmanın perde arkası, Türkiye'nin yönetim sistemi tartışmalarına tamamen yeni ve ezber bozan bir boyut kazandırdı. Heyette yer alan isimlerin profili ve masaya getirdikleri anayasal formül, siyaset arenasında uzun süre konuşulacak bir gündem maddesinin fitilini ateşledi.

Ziyaretin en dikkat çekici ve üzerinde en çok durulan anı, anayasa hukuku profesörü ve aynı zamanda AK Parti Milletvekili olan Serap Yazıcı Özbudun’un Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunduğu anayasa değişikliği teklifi oldu. Özbudun, Türkiye’nin yeniden parlamenter sisteme dönmesi gerektiğini savunurken, bu geçişin sancısız ve güvenceli olabilmesi için sıra dışı bir formül ortaya koydu.
Bu formüle göre, hazırlanacak yeni anayasa metnine eklenecek geçici bir maddeyle, mevcut Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "kaydı hayat" şartıyla, yani yaşamı boyunca bu makamda kalması öngörülüyordu. Öneri, yürütmenin başı olan başbakanlık makamının geri getirilmesini ama devletin zirvesinde Erdoğan'ın ömür boyu kalmasını içeren hibrit bir geçiş modeli olarak tasarlandı.
Bu çarpıcı öneri karşısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın takındığı tavır, kulislerde en çok merak edilen ve yorumlanan konulardan biri haline geldi. Edinilen bilgilere göre Erdoğan, ömür boyu cumhurbaşkanlığı teklifini sert bir dille reddetmek ya da tamamen elinin tersiyle itmek yerine, meseleyi zamana yaymayı tercih etti.

Türk Demokrasi Vakfı kanadından gelen bu hamle, akademik ve siyasi çevrelerde jet hızıyla çok boyutlu bir tartışmanın başlamasına yol açtı. Anayasa hukukçuları ve siyaset bilimciler, demokratik bir sistemde anayasaya geçici maddeler eklenerek bir kişiye yaşam boyu makam bahşedilmesi fikrine ciddi eleştiriler yöneltti.
Bu tür bir "ömür boyu" formülünün cumhuriyetin temel nitelikleri, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olması prensibi ve modern anayasa ilkeleriyle bağdaşmadığı savunuldu. Siyaset arenasında ise bu hamle, mevcut sistemin tıkandığının bir itirafı olarak yorumlanırken, getirilen çözüm önerisinin demokratik standartları zedeleyebileceği endişesi yüksek sesle dile getirilmeye başlandı.
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir